kitap etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
kitap etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

Ağızdan Ağıza Pazarlama Manifestosu

23 Ağustos 2007 Perşembe

Aşağıdaki manifestoya Andy Sernovitz’in Word of Mouth Marketing adlı kitabında rastladım. Bazı önemli konuları güzel özetlemiş.
  1. Mutlu müşteriler en iyi reklamınızdır. İnsanları mutlu edin.
  2. Pazarlama basittir. Müşterilerinizin saygı ve övgüsünü kazanın, pazarlamanızı onlar yapacaktır. Hem de bedavaya.
  3. Etik ve iyi hizmet önce gelir.
  4. Siz reklamlarınızda anlattıklarınız değil, müşteriye yaşattığınız deneyimsiniz.
  5. Hakkınızda kötü şeyler konuşulması da bir fırsattır. Dinleyin ve öğrenin.
  6. İnsanlar zaten konuşuyorlar. Tek seçeneğiniz sohbete katılmak.
  7. İlgi çekici olun yoksa görünmez olursunuz.
  8. Eğer hakkında konuşmaya değmezse, yapmaya da değmez.
  9. Şirketinizin hikayesini, iyi bir hikaye yapın.
  10. İnsanların hakkında konuşmak istedikleri bir şirkette çalışmak daha eğlencelidir.
  11. Ağızdan ağıza pazarlamanın gücünü daha iyi hizmet vermek için kullanın.
  12. Dürüst pazarlama daha çok para kazandırır.

Blogla Pazarlama

13 Şubat 2007 Salı

Geçtiğimiz hafta sonu Erkan Akar’ın yazdığı Tiem Yayıncılık tarafından basılan Blogla Pazarlama adlı kitabı okudum. Kitapta bloglarla ilgili temel kavramların incelenmesinden sonra işletme blogculuğu üzerine bir inceleme yapılmış.

İşletme blogculuğunun geleceği ile ilgili bölüm bence biraz iyimser olmuş. Daha önce burada da yazdığım gibi maalesef halen Türkiye’de işlevsel bir kurumsal blog örneği bulunmuyor ve kurumlarımız nedense böyle basit ama etkili bir iletişim kanalını kullanma fırsatını kaçırıyorlar.

Blogla Pazarlama kitabını blog tutmaya başlamayı planlayan veya yeni başlayan herkese, özellikle de pazarlama ve iletişim yöneticilerine bir başvuru kaynağı olarak tavsiye ederim. Umarım ileride yeni baskılarını, içlerinde yerel örneklerle görürüz.

İknanın Psikolojisi

16 Ocak 2007 Salı

Aslında yaz sonunda aldığım bu kitabı bir türlü okumaya fırsat bulamamıştım. Geçen hafta tekrar elime aldım ve o güne kadar okumadığıma pişman oldum.

Robert B. Cialdini’nin yazdığı, Türkiye’de Mediacat Kitapları tarafından basılan İknanın Psikolojisi, ikna olma ve ikna etme üzerine yazılmış bir başvuru kitabı.

Kitabı okurken, ikna etme ve etkileme süreçlerinin sandığımın aksine son derece evrensel olduğunu, kültürel farklılıklardan o kadar da etkilenmediğini fark ettim. Kitapta verilen neredeyse tüm örnekler, bir şekilde Türkiye’de de etkili şekillerde kullanılıyor. Şimdiye kadar kendimizin de birçok kez kullandığı yöntemleri, derlenmiş, toplanmış, sınıflandırılmış, deney ve örneklerle açıklanmış olarak bulabileceğimiz bir kaynak olmuş.

Pazarlama ve özellikle satış sektörü çalışanlarının mutlaka okuması gereken bir kitap ama asıl benim okumasını tavsiye edeceğim kişiler müşteriler. Kitabı okudukça şimdiye kadar nasıl profesyonelce ikna edildiğimizi görebilirsiniz.

30 Günde Gerilla Pazarlama

05 Ocak 2007 Cuma

Genelde birkaç günde bir şeyler vaad eden kitaplara pek güvenemesem de tatili de fırsat bilerek 30 Günde Gerilla Pazarlama (Jay Conrad Levinson, Al Lautenslager) adlı kitabı okuma fırsatı buldum. Çok derinlemesine olmasa da Gerilla Pazarlama hakkında oldukça faydalı bilgiler bulabileceğiniz, ama bence yeterince örnek vaka sunulmamasından dolayı biraz zayıf kalmış bir kitap.

Gerilla Pazarlama konusunda ülkemizde de özellikle büyük markalar tarafından gerçekleştirilen başarılı çalışmalar bulunuyor ve lokal örneklerle desteklenen ve başarılı uygulayıcıların kendi ağızlarından hikayelerle sunulan Türkçe yazılmış bir çalışma eminim benim gibi daha birçok kişinin de ilgisini çekecektir.

Son olarak ilgimi çeken başka bir nokta ise kitabın kapağında bulunan “Dünyanın en çok satan marketing kitabı” yazısı oldu. Mediacat gibi iletişim sektörünün önde gelen kurumlarından birinin Türkçe konusunda biraz daha hassas olmasını beklerdim.

Mediacat’ten diğer bir beklentim de Kapital market sitesine biraz daha özen göstermeleri. Özellikle kitaplarının sıkı bir takipçisi olarak, bizleri yeniliklerinden, yeni yayınlarından haberdar edebilecekleri bir sistemi acilen kendilerinden bekliyoruz.

Çıplak Sohbetler

24 Aralık 2006 Pazar

Çıplak Sohbetler, Robert Scoble ve Shel Israel tarafından yazılmış, bloglar dünyasının şirket ve kurumlar yönünü inceleyen bir kitap. Microsoft, IBM, GM gibi devlerden tek kişilik küçük girişimlere kadar blogların Halkla İlişkiler ve Pazarlama alanlarında kullanımını çeşitli örneklerle anlatıyor.

Bloglar, tek taraflı iletişimin artık iyi sonuçlar vermediği ve gerçek amaca hizmet edemediği günümüzde özellikle etkileşimli müşteri ilişkileri kurmada son derece pratik ve ucuz bir çözüm olarak karşımıza çıkmakta. Bu uygulamaların başarılı ve başarısız örneklerini, tüm dünyadan farklı kurumların blog politikalarının sonuçlarını ve bloglarla ilgili yazarların bazı tavsiyelerini bu kitapta bulabilirsiniz.

Kitabı okudukça, benim bildiğim kadarıyla Türkiye’de hiçbir büyük şirketin müşterileriyle blog yoluyla iletişim kurmadığını fark ettim. Bırakın şirket yöneticileri tarafından desteklenen şirket veya çalışan bloglarını, gerçek anlamda etkileşim kurabileceğimiz web siteleri bile kullanılmamakta.

Bunların yerine bu şirketlerle veya ürünleri ile ilgili görüşlerimizi, özellikle de negatif olanları başka mecralarda (eksisozluk, sikayetvar gibi) birbirimizle paylaşıyoruz ve çoğu zaman bu görüşlerimiz şirket yetkililerine ulaşamıyor.

Örnekler vermek gerekirse özellikle kriz yönetimlerinde kurumun, kurumun üst düzey bir yöneticisinin veya konuyla ilgili çalışanların yayınlayacağı samimi ve gerçekleri anlatan bir blog, bu blogta yayınlanacak olumsuzlar dahil tüm yorumlar ve bu yorumlara kurumun yanıtları bu krizlere müşterilerin bakış açısını yönetmekte büyük başarılar sağlayabilir.

Koçbank, YKB birleşmesi sırasında yaşanan sorunların, bankanın üst düzey yönetiminin gazetelere tam sayfa ilan olarak verdiği samimi bir açıklama yoluyla müşterilerinden anlayış istemesiyle atlatılmaya çalışılmıştı (bence başarılı da oldu), oysa bir blog sağladığı çift taraflı iletişim sayesinde çok daha düşük maliyetli ve çok daha etkin bir çözüm sunabilirdi.

Aynı şekilde Fransız ürünlerinin boykot edilmesi tartışmaları yaşanırken, Danone gibi, Renault gibi büyük Fransız firmalarının konuya yaklaşımlarını sahip oldukları bloglardan takip etmek ilginç olabilirdi.

Bir blog’un bence en büyük avantajı, geri dönüşler ve yorumlar sayesinde yaratılan etkiyi ve verilen mesajın algılanma şeklini hızlı şekilde görebilme ve buna göre hareket edebilme şansı vermesidir. Yukarıdaki örneklerde olduğu gibi gazete ve TV’lere yayınlanan basın açıklamalarında ise geri dönüş ya çok geç olmakta ya da hiç olmamaktadır.

Böyle avantajlı bir iletişim kanalının en kısa sürede bizim kurumlarımız tarafından da keşfedilebileceğini umuyorum ancak mevcut baskıcı ve dışa kapalı şirket kültürlerimiz, blogların en önemli özelliği olan samimi bir dille gerçeklerden bahsetmeleri ilkelerini ne kadar destekleyebilir bu konuda şüphelerim var.

Kurumsal iletişim bölümü çalışanlarının, ajanslarıyla birlikte hazırladığı basın açıklamalarını yayınladığı ve yorumların sansür seviyesinde modere edildiği bloglar, mevcut durumda çok da büyük bir fark yaratmayacaktır.