DİJİTAL İLETİŞİM | SOSYAL MEDYA | İÇERİK PAZARLAMA

24 Aralık 2006 Pazar

On 13:25 by Murat Kahraman in , ,    4 comments
Çıplak Sohbetler, Robert Scoble ve Shel Israel tarafından yazılmış, bloglar dünyasının şirket ve kurumlar yönünü inceleyen bir kitap. Microsoft, IBM, GM gibi devlerden tek kişilik küçük girişimlere kadar blogların Halkla İlişkiler ve Pazarlama alanlarında kullanımını çeşitli örneklerle anlatıyor.

Bloglar, tek taraflı iletişimin artık iyi sonuçlar vermediği ve gerçek amaca hizmet edemediği günümüzde özellikle etkileşimli müşteri ilişkileri kurmada son derece pratik ve ucuz bir çözüm olarak karşımıza çıkmakta. Bu uygulamaların başarılı ve başarısız örneklerini, tüm dünyadan farklı kurumların blog politikalarının sonuçlarını ve bloglarla ilgili yazarların bazı tavsiyelerini bu kitapta bulabilirsiniz.

Kitabı okudukça, benim bildiğim kadarıyla Türkiye’de hiçbir büyük şirketin müşterileriyle blog yoluyla iletişim kurmadığını fark ettim. Bırakın şirket yöneticileri tarafından desteklenen şirket veya çalışan bloglarını, gerçek anlamda etkileşim kurabileceğimiz web siteleri bile kullanılmamakta.

Bunların yerine bu şirketlerle veya ürünleri ile ilgili görüşlerimizi, özellikle de negatif olanları başka mecralarda (eksisozluk, sikayetvar gibi) birbirimizle paylaşıyoruz ve çoğu zaman bu görüşlerimiz şirket yetkililerine ulaşamıyor.

Örnekler vermek gerekirse özellikle kriz yönetimlerinde kurumun, kurumun üst düzey bir yöneticisinin veya konuyla ilgili çalışanların yayınlayacağı samimi ve gerçekleri anlatan bir blog, bu blogta yayınlanacak olumsuzlar dahil tüm yorumlar ve bu yorumlara kurumun yanıtları bu krizlere müşterilerin bakış açısını yönetmekte büyük başarılar sağlayabilir.

Koçbank, YKB birleşmesi sırasında yaşanan sorunların, bankanın üst düzey yönetiminin gazetelere tam sayfa ilan olarak verdiği samimi bir açıklama yoluyla müşterilerinden anlayış istemesiyle atlatılmaya çalışılmıştı (bence başarılı da oldu), oysa bir blog sağladığı çift taraflı iletişim sayesinde çok daha düşük maliyetli ve çok daha etkin bir çözüm sunabilirdi.

Aynı şekilde Fransız ürünlerinin boykot edilmesi tartışmaları yaşanırken, Danone gibi, Renault gibi büyük Fransız firmalarının konuya yaklaşımlarını sahip oldukları bloglardan takip etmek ilginç olabilirdi.

Bir blog’un bence en büyük avantajı, geri dönüşler ve yorumlar sayesinde yaratılan etkiyi ve verilen mesajın algılanma şeklini hızlı şekilde görebilme ve buna göre hareket edebilme şansı vermesidir. Yukarıdaki örneklerde olduğu gibi gazete ve TV’lere yayınlanan basın açıklamalarında ise geri dönüş ya çok geç olmakta ya da hiç olmamaktadır.

Böyle avantajlı bir iletişim kanalının en kısa sürede bizim kurumlarımız tarafından da keşfedilebileceğini umuyorum ancak mevcut baskıcı ve dışa kapalı şirket kültürlerimiz, blogların en önemli özelliği olan samimi bir dille gerçeklerden bahsetmeleri ilkelerini ne kadar destekleyebilir bu konuda şüphelerim var.

Kurumsal iletişim bölümü çalışanlarının, ajanslarıyla birlikte hazırladığı basın açıklamalarını yayınladığı ve yorumların sansür seviyesinde modere edildiği bloglar, mevcut durumda çok da büyük bir fark yaratmayacaktır.

4 yorum:

  1. Bloglar konusundaki düşüncelerin yerinde. Günümüzde ülkemizdeki üst yönetimler ve yöneticiler ne yazık ki bahsettiğin konulardan anlayacak seviyede internet konusunda bilgili değiller. Aslında gelişme var, bundan 10 yıl önce bilgisayarları daktilolu televizyon olarak nitelendiren yöneticiler artık kalmadı. Ancak e-maili bile yeni kullanmaya başlayan bir grup insanın bu konuları anlayıp avantajlarını kullanmalarını beklemek biraz fazla oluyor... Zamanla bu da düzelir tabi de o zaman da başka yenilikler olacaktır hazmedilmesi gereken.

    YanıtlaSil
  2. Birçok sektör için söylediklerini kabul etmemek mümkün değil ama benim bahsettiğim şirketler arasında Turkcell gibi önde gelen teknoloji firmaları ve DOL, Mynet gibi kendi kullanıcılarına blog hizmeti veren firmalarda var.

    Örnek vermek gerekirse DOL için Smile ADSL ile ilgili farklı kaynaklardan, gecikmelerle ve teslim edilen modemlerle ilgili çeşitli şikayetler içeren çok sayıda e-posta aldım ve eminim bu şikayetler firmanın kendisine de ulaşmıştır ancak DOL ne bir açıklama ne de bir yalanlama yapma gereği duydu. Bu sessizlik benim bu e-postalarda yazanlara inanmamı sağladı açıkcası. Oysa bu konuda açık bir iletişim kanalı bulunsaydı kurumsal imajları, en azından benim gözümde farklı bir konumda olabilirdi. Muhtemelen satışları iyi gittiği için bu tepkilere önem verme gereği duymamış olabilirler ama uzun vadede ne tür kayıplara yol açabilir bu durum göreceğiz.

    Bence sorun sadece firmalardan da kaynaklanmıyor, biraz da biz müşterilerin bilgi paylaşımı ve iletişim konusunda daha ısrarcı ve seçici olmamız gerekiyordur.

    YanıtlaSil
  3. Murat Buyurgan16 Oca 2007 16:06:00

    Levent Kırca'nın Olacak o kadar programının müziğinde bir söz vardır.. "Tam yerine rast geldi manzara koyduk".

    Danoneden bahsedilince, Bende yeri geldiği için Danone'nin manzarısını bir ortaya koyayım dedim.

    www.danone.com.tr sitesi gülermisin/ağlarmısın durumunda.

    Basın bültenlerinin yer aldığı bir yer yok.

    Fransada Ermeni yasasının çıktığı dönemde Donone ülkedeki muhtemel tepkileri bertaraf etmek için bir "İmza kampanyası" başlatmıştı.
    İmza toplanıp Fransaya sunulacakmışmış.

    Ne oldu?
    Eskilerin tabiriyle herhalde mındar oldu.

    Durumu http://www.muratbuyurgan.com/2006/10/17/web-sitesine-mi-inanalim-yoksa-basin-bultenine-mi/ adresinde de anlatmıştım.

    Güzel tespitiniz için teşekkürler.

    YanıtlaSil
  4. Bu büyüklükte, pazarlama, kurumsal ilişkiler bölümlerinde kalifiye insanlar çalıştıran firmaların bunları gözlerinden kaçırması bana şaşırtıcı geliyor. Umarım Burçak'ın söylediği gibi bu teknolojiler eskimeden değerini anlayıp, hakkıyla kullanabilecek birileri çıkar.
    Yorum için teşekkürler...

    YanıtlaSil